BU ALEMDE… HAKKI HAYKIRABİLMEK VE İNSAN KALABİLMEK..

Abone Ol

Toplumsal çürüme nedir diye sorarsanız… Adalet Sarayı’na yaka paça getirilen devleti aliye ye ait bir valiye bakın.
Devletin makamını, kendi ailesinin kalkanına çeviren bir bir zihniyetten bahsediyorum.
Sonra dönüp aşağıya bakın…
Okullarda ardarda cereyan’den ve büyüyen şiddete, sokakta savrulan gençlere, hiçbir hedefi olmayan bir nesle bakın. Evinde odasına kapanan, ailesiyle aynı sofraya oturamayan çocuklara bakın.
Ve en acısı…
Bu çocukları yetiştiren ailelere bakın.
Evet, mesele sadece sistem değil.
Aile de bu çürümenin tam ortasında.
Valinin çocuğu!
Polisin çocuğu!
Öğretmenin çocuğu!
Ne oluyoruz beyler?
Buna her alanda ahlak yozlaşmasından meydana gelen şeyler
Çocuğunun karakterini değil, sadece karnesini önemseyen; “iyi insan mı?” sorusunu sormadan “iyi okul kazandı” diye övünen bir anlayış var. Vicdanı değil, başarıyı kutsayan, ahlakı değil, sonucu ölçen bir ebeveynlik biçimi…
Çocuğunu tanımayan, onunla konuşmayan, ama onun adına karar veren aileler…
Sevgi yerine baskı, rehberlik yerine yarış dayatan anne babalar…
Sonra ne oluyor?
Empati kuramayan, sorumluluk almayan, gücü eline geçirdiğinde sınır tanımayan bireyler yetişiyor.
Ve o bireylerden biri gün geliyor makam sahibi oluyor.
İşte o zaman karşımıza, gücünü adalet için değil, kendi çıkarı için kullanan bir yönetici çıkıyor.
Bir vali düşünün…
Devletin bütün gücünü, hukuku eğip bükmek için kullanan.
Bu sadece bir makamın suistimali değil; yılların biriktirdiği yanlışların sonucudur. O kişi bir günde öyle olmadı. Bir evde büyüdü, bir eğitim sisteminden geçti, bir toplumun içinden çıktı.
Mesele sadece Gülistan Doku meselesi değil.
Bu mesele ve bu tür olayların artık kimseyi şaşırtmaması.
Çünkü artık şaşırmıyoruz.
Alışıyoruz.
İşte asıl çürüme burada başlıyor.
Yıllardır “devlet gereğini yapsın” diyoruz.
Peki biz ne yapıyoruz?
Çocuğuna dürüstlüğü öğretmeyen bir aile, adaletli bir toplum bekleyebilir mi?
Her yolu mübah gören bir anlayışla büyüyen nesilden, hukuk devleti çıkabilir mi?
Sanaldaki bütün olanları gerçek taşıyan bir nesilin çürümesi diyebiliriz.
Evet Devlet içinde tehlike canları çalıyor. Çünkü liyakat yerine sadakati koyan, adaleti zayıflatan her sistem bu çürümeyi büyütür.
Ama aileler de masum değil.
Çocuğunu hayata değil sınava hazırlayan, karakter yerine kariyer inşa etmeye çalışan her ebeveyn bu düzenin bir parçasıdır.
Bu yüzden mesele sadece bir vali, bir polis bir öğretmen meselesi değil.
Bu bir sistem ve zihniyet meselesi.
Bugün bu millet bir gerçeği izliyor:
Güç, yanlış ellerdeyse sadece yozlaştırmaz, çürütür.
Kırgız yazar Cengiz Aytmatov’un dediği gibi:
“Bir insan için en zor şey; her gün insan kalabilmektir”
Ama bugün daha zor bir şey var:
Oda mili kaymış bir millî eğitimin teşkilatının çürüyen bir düzende insan kalabilmek…
Hakkı, hakikati ve adaleti en doğru bir şekilde serbestçe haykırabilmektir.
Ve bu kokuşmuş düzen içinde çocuklarını da insan kalacak şekilde yetiştirebilmektir.