ENSEST ÜZERİNE ( ÇOCUK, CİNSEL OBJE DEĞİLDİR.)

Abone Ol

Ensest üzerine yapılan araştırmalar gösteriyor ki toplumun bir kesimi ensest hakkında en ufak dahi fikri yok, bir kesimi ise içi boş tanımlar yapıyor, bir kesimi de var ki konuşulmasını dahi yanlış buluyor.   

Yasal düzenlemeler çerçevesinde ENSEST.

Türk Dil Kurumu ensesti “aile içi yasak ilişki olarak” tanımlarken uluslararası literatürde “kanunen evlenmeleri yasak olan kişiler arasında gerçekleşen cinsel ilişki” olarak tanımlar.

Ensest :Anne-baba yakınlığına ve otoritesine sahip bir yetişkinle, bir çocuk veya ergen arasındaki her çeşit cinsel ilişkidir.

Cinsel ilişkiden kast edilen; gizli tutulmaya çalışılan bütün cinsel içerikli temaslardır.

Ensest, çoğu hukuk sisteminde suç olarak düzenlenmiyor, bazı sistemlerde de sadece kişilerin evlenmeleri yasak tutularak cinsel ilişki yaşamaları konusunda herhangi bir düzenleme yapılmıyor.

Ülkemizde ise durum şöyle;

Türk Ceza Kanunu’nda “ ensest ” bir suç tipi olarak  düzenlenmemiştir. Ancak eğer bir kişinin cinsel dokunulmazlığına yönelik işlenmiş olan suçun kan veya kayın hısmı tarafından gerçekleştiyse ağırlaştırıcı sebep sayıyor.  Yani Türk Ceza Kanunu (TCK) cinsel dokunulmazlığa karşı suçların bir aile üyesi tarafından işlenmesi durumunu  “suçun ağırlaştırıcı nedeni” olarak düzenleniyor.

Suçun Ağırlaştırıcı Nedenleri

TCK Madde 102: Cinsel saldırı (3) c)

TCK Madde 103: Çocukların cinsel istismarı (3) c)

TCK Madde 104: Reşit olmayanla cinsel ilişki (2).

EVLİLİK YASAĞI :

TCK’daki düzenlemenin yanı sıra Medeni Kanun’un “Evlenme Ehliyetleri ve Engelleri” bölümünde evlenme engelleri başlığı altında aile üyeleri arasında gerçekleşecek olan evlilikler yasaklanıyor.

Medeni Kanun - Madde 129

 -Aşağıdaki kimseler arasında evlenme yasaktır:

1. Üstsoy ile altsoy arasında; kardeşler arasında; amca, dayı, hala ve teyze ile yeğenleri arasında,

2. Kayın hısımlığı meydana getirmiş olan evlilik sona ermiş olsa bile, eşlerden biri ile diğerinin üstsoyu veya altsoyu arasında,

3. Evlât edinen ile evlâtlığın veya bunlardan biri ile diğerinin altsoyu ve eşi arasında.

Bahse konu bu düzenlemeler, ne yazık ki ensest için yeterli değildir.  Görüldüğü üzere ensest 18 yaşından küçüğün maruz kalması halinde Cinsel İstismar olarak ele alınırken, 18 yaşın üzerinde ve rızasız maruz kalınması halinde Cinsel  Saldırı olarak  düzenleniyor. Evlenme yasağı da diğer bir düzenlemedir.

Cinsel ilişki açısından, 18 yaşın üzerinde ve rıza dahilinde ise ne yasak ne de suç sayılıyor. Yani İlgili düzenlemeler diyor ki (konunun vahameti anlaşılması açısından); sizi evlendirmem ama evlilik dışında ilişkinizi yaşamanıza da ses çıkarmam. Bu konuya ayrıca değinmek üzere şimdilik çocuk üzerine yoğunlaşalım.

Tüm cinsel istismar olgularının üçte biri ensest ya da aile içi cinsel istismardır. İstismar süresi uzadıkça istismarın biçimi de değişmeye başlar, saldırgan cinsel yakınlığını derece derece artırır. Olguların yarısından fazlasında çocuğun bir kereden fazla istismar edildiği görülür.

Aile içi cinsel istimara maruz kalan çocuklarda fiziksel, psikososyal ve cinsel sağlık sorunları ortaya çıkar. Ailede çocuğun sağlık durumuyla ilgili önlemlerin alınması öncelikli olarak yapılması gereken müdahale iken, ensest aile bireyleri tarafından üzeri örtülen, konuşulamayan bir olgudur.

Bireyin beden bütünlüğünü, mahremiyetini, cinsel haklarını elinden alan bu durum, genellikle çocuk yaşta başlayarak uzun süre “aile bütünlüğü”nü bozmamak adına gizli kalarak devam etmekte ve neden olduğu ruhsal, sosyal ve cinsel yaşam sorunları erişkinlikte de sürmektedir.

İstismarın neden olduğu utanç, suçluluk gibi tepkilerden dolayı cinsel istismar çoğu kez gizlenmekte, aile içinde sır olarak saklanmaktadır.

Yapılan araştırmalarda, cinsel istismara uğrama sıklığının cinsiyetlere göre oranı; her 5 kız çocuktan ve her 10 erkek çocuktan biri olarak bildirilmektedir. Dolayısıyla sadece kız çocuklarına yapılan bir şey olarak düşünmek yanlıştır. Yardım aramanın erkekliğe yakışmayacak bir davranış olduğu, ömür boyu damgalanacakları homoseksüel olarak değerlendirilme korkuları nedeniyle erkek çocuk ve aileleri yaşadıkları deneyimleri anlatmakta daha isteksizdir.

Unutulmamalıdır ki cinsel istismar, düşük gelirli ailelerde yaşanır demek yanlış bir yaklaşımdır. Çünkü yapılan araştırmalar gösteriyor ki her türlü sosyoekonomik, sosyokültürel düzeyde gözlenebilir.

Cinsel istismar ve tecavüz konusunda yapılan araştırmalar istismarcının çoğunlukla erkek, çekirdek aile, geniş aile, yakın çevre ya da eğitim kurumlarından; çocuğun, hatta ailenin de tanıdığı biri olduğunu göstermektedir. Cinsel istismar ve tecavüzü yapan kişiler evli, çocuklu, meslek sahibi kişiler olduğunda tespit edilmesi ve ortaya çıkması daha zor olmaktadır.

Cinsel istismar her ortamda olabilir. Çocuğun kendini güvende hissettiği yerlerdir. Olayın olduğu yer genellikle ev, okul gibi çocuğun içinde bulunduğu yakın çevresidir.

Çocuk istismarında çocuğun rızası diye bir kavram yoktur, çocuğun olay anında durumu algılayamaması, korkması, fiziken kendini koruyamayacak durumda olması, sessiz olmasına, sessiz kalmasına sebebiyet verebilir. İstemediği söz ve davranışlara itiraz etmemesi, rıza göstergesi değil, her anlamda gücünün yetmemesi ile ilişkidir.

Ayrıca, çocuklar durumun ciddiyetini anlamlandıramadıkları için, hediyeler, ödüller verilerek de kandırılabilir. İstismarcı tarafından tehdit ile korkutulabilir ve bu şekilde istismar sürdürülebilir.

Çocukları korumanın bilinen en etkili yolu, onlara cinsel istismarla ilgili bilgilendirme eğitimi vermektir. Cinsel istismar, çocuğun ruhsal ve fiziksel sağlığı açısından ciddi derecede zarar vericidir. Çocuğun özgüvenini, cinselliğini, ilişkilerini, tüm hayatını etkileyebilecek ağır bir yüke dönüşebilir.

Çocuk, ayrıca kendilerine inanılmayacağından endişe ederek çoğu zaman sessiz kalır. Hatta bazen söylemek istese de ebeveyn istismarın duyulmasından endişe ederek olayın üzeri kapatmakta ve hatta istismara devam edilmesine sessiz kalmaktadır.

Öyle ki,

Yalan söyleme sen tahrik etmişsindir diyen mi, inanmıyorum sana başına bir haltlar getirdin(bekaretin gitti)  kendini aklamak için iftira atıyorsun diyen mi dersiniz...

Anlatması bile mide bulandırıcı olan bu durumu; çocuk,  istismara uğraması yetmezmiş gibi bir de bu tavırlara maruz kalması artık aşılması güç bir vaziyet alıyor. Ve kendini tamamen kapatmasına, hayati endişeler-vak’alar  yaşamasına sebep oluyor.(intihar gb) 

Bir de Mahkeme aşaması var tabi, eğer istismar bir şekilde açığa çıktıysa. Bu süreçte mağdurun yaşadıkları ise ayrı bir konu.  

Özetle:

Ebeveynlere, çocuğa yaklaşımları adına eğitim verilmeli, hem okullarda hem aileler de çocuklara yaşlarına orantılı olarak özel bölgeler öğretilmeli ve özel bölgelere dokundurulmamaları ve dokunulması halinde yüksek sesle bağırmaları, böyle bir hadise cereyan etmesi halinde susmaması için güven verilmelidir.

KANUNLARIMIZDA BU KONUYA ACİL OLARAK CAYDIRICI DÜZENLEMELER GETİRİLMELİDİR. MİSAL, İLK OLARAK SUÇ KAPSAMINA ALINMALIDIR.

Bana değmeyen yılan bin yaşasın zihniyetinden kurtulmadığımız sürece kötü günler bitmez. Hiç kimse bu durumun kendi başına gelebileceğini, yakın çevresinde olabileceğini düşünmeyince dışarıdan okumak elini taşın altına koymadan ayıplamak ile yetinmek sadece kendimizi kandırmak olur.

Zaten kimse kendi başına veya yakınının başına geleceğini tahmin bile edemezdi…

Sevgi, Umut ve Dua ile…