İnsan Kendisiyle Kalabildiği Kadar Güçleniyor

Abone Ol

Bazı alışkanlıklar fark ettirmeden yerleşiyor hayata.

Benimkisi de öyle oldu.

Bir gün baktım, takvimimde boş kalan günleri özellikle koruyorum. Plan eklemiyorum, söz vermiyorum. Zamanla anladım ki bazı günleri kendime ayırıyorum.

Yani bazı günleri kendime rezerve ediyorum.

Ne olursa olsun o gün evden çıkmıyorum. Kim ararsa arasın, ne kadar cazip bir ortama davet edilirsem edileyim. Bu kendimle kalmak için açtığım küçük bir alan.

Arkadaşlarım bunu fark ediyor.

Arada soruyorlar; “ Sıkılmıyor musun?”

Bu soruya kısa bir cevap vermek zor. Çünkü mesele sıkılmak değil.

Evdeyken plak dinliyorum, resim çiziyorum, içimden geçenleri yazıyorum, elişi deniyorum, yeni tarifler keşfediyorum, üretmeye çalışıyorum. Bazen bunların hepsi oluyor, bazen de hiçbirini yapmadan oturuyorum.

Zaman yavaşlıyor.

İçimdeki acele duygusu geri çekiliyor. O anlarda fark ediyorum, aslında acelem olan bir yerde değilim.

Yanlış anlaşılmasın sosyalleşmeyi çok seviyorum, insanları çok seviyorum. Ama sürekli birileriyle olmak beni yoruyor. İnsan kendine uğramazsa, başkalarının hayatında misafir gibi yaşamaya başlıyor.

Kimseyle, yalnız kalmamak için bağ kurmam. Kimseyi bir boşluğu doldursun diye hayatıma almam.

Çünkü boşluk doldurmak kimsenin görevi değil.

İnsan kendi içini dolduramadığında, başkasından bunu bekliyor.

Hayatıma giren insanlar bana tat katıyor, renk katıyor. Ama ana renk hep benim. O bozulduğunda, geri kalan hiçbir şey yerinde durmuyor. Bu yüzden gelişler de gidişler de sakin. Kimseyi tutmak için kendimden vazgeçmiyorum.

Haftanın bazı günleri sadece bana ait. Yazmak, düşünmek, üretmek ya da durmak için. Bunlar ihtiyaç.

Kendine vakit ayırmayan insanın başkalarına verecek hali de kalmıyor.

Belki herkes için geçerli değildir. Ama benim bildiğim şu;

İnsan kendisiyle kalabildiği kadar güçleniyor.

Sessizce, plansızca, kimseye bir şey ispatlamadan.