Namazdan sonra
Hep şöyle deriz;
“Allah kabul etsin!”
Ben de diyorum ki;
“Allah kabul etti!”
Nereden biliyorsun?
Şunu iyi biliyorum ki;
Bizi, Namaza kabul etti!
Bu bize yetmez mi?
Allah, “kıyamıma” baktı,
“Senden kıyam olur!” dedi.
Secdeme baktı;
“Senden secde olur!” dedi.
“Oku bakayım!” dedi;
“Nefesinde Fatiha
Filizleniyor!” dedi!
Beni, etten ve kemikten
Bir kıyam anıtı yaptı!
Bakışıma kıble süsü verdi,
Dilime âyeti yakıştırdı!
Kafamı yere koydum;
“Kulluğuma kabul ettim!” dedi.
Namaza oruca, hayata
Beni kabul etti!
İnsan olmaya kabul etti!
Niye uğraşıyoruz?
Kabul etti mi, ?
Etmedi mi? diye
Kabul edilmişsin işte!
Hazineni sakın zâyi etme. Biri size "Allah razı olsun" diyorsa hazinedir. Alın onu hemen iç dünyanızda hangi zorluğu yaşıyorsanız ona vesile kılın...
(Musa Topbaş Hocaefendi)
Üstad Ebû Ali Dekkak (k.s) anlatır:
Bir talebe hocasına,
“Kul ALLAH (C.C.) Teâla’nın kendisinden râzı olduğunu bilebilir mi?” diye sordu. Hocası,
“Bilemez, bunu nasıl bilsin ki, Allah’ın rızası gayba ait bir şeydir.!” Dedi. Talebe,
“Hayır, bilebilir!” dedi. Hocası,
“Nasıl? “ diye sordu, talebe,
“Ben kalbimin Allah’tan razı olduğunu görürsem, bilirim ki O da benden razıdır!” diye cevap verdi.Bunu işiten hocası ,
“Ey genç güzel ve doğru söyledin!” dedi.”
Hz. Musa (a.s), “İlahî! Bana öyle bir amel göster ki, onu yapınca sen benden râzı olasın!” diye dua etti. Allahu Teala, “Sen buna güç yetiremezsin!” buyurdu. O zaman Hz.Musa (a.s),secdeye kapanıp yalvardı. ALLAH (C.C.) Teâla kendisine şöyle vahyetti:
“Ey İmrân’ın oğlu! Şüphesiz benim rızam, senin benim takdirime razı olmandadır..
Kul , yüce Allah’tan razı olursa , Rabbi de ondan razı olur. Kulun aynası ve şahidi kalbidir Herkes kalbine bakmalı Kul kalbinde Rabbine ne kadar hürmet ediyor ve O’nu yüceltiyorsa , kendisi de Hak katında o kadar değerli ve sevimlidir.
ALLAH (C.C.) Teâla buyurur ki:
“Allah onlardan razı oldu, onlarda Allah’tan razı oldular.”
Kim sabah akşam “Ben Rab olarak Allah’a, din olarak İslâm’a ve peygamber olarak Muhammed’e razı oldum derse, yüce ALLAH (C.C.) kıyamet günü muhakkak ondan râzı olur.(ve onu rıza yurdu cennetine kor)”
Allah (c.c.) soracak: Beni neden ziyaret etmediniz?
MAHŞERDE Allah ile kul arasında geçecek olan çarpıcı bir diyaloğu Hz. Peygamber (s.a.v.) bizlere haber veriyor. Rivayet şöyledir:
Yüce Allah kıyamet günü şöyle buyuracak.
- Ey insanoğlu ben hastalandım. Fakat sen beni ziyaret etmedin.
- İnsan der ki: Ya Rabbi! Ben seni nasıl ziyaret edebilirim. Sen âlemlerin Rabbisin.
- Allah buyurur: Bilmez misin ki falan kulum hastalandı da sen onu ziyaret etmedin? Ve yine bilmez misin ki, eğer sen onu ziyarete gelseydin and olsun ki, beni onun yanında bulacaktın.
- Yüce Allah yine soracak: Ey Ademoğlu! Ben senden yiyecek istedim. Sen vermedin.
- İnsan diyecek ki: Ya Rabbi! Sen âlemlerin Rabbisin, ben sana nasıl yemek verebilirim.
- Yüce Allah buyurur: Bilmez misin ki falan kulum senden yemek istedi de sen onu doyurmadın. Yine bilmez misin ki, eğer sen onu doyursaydın and olsun ki, beni onun yanında bulacaktın.
- Ey Ademoğlu! Ben senden su istedim. Sen ise bana su vermedin!
- İnsanoğlu der ki: Ya Rabbi! Sen âlemlerin Rabbisin. Ben nasıl olur da sana su verebilirim.
- Allah buyurur: Falan kulum senden su istedi de sen ona su vermedin. Bilmez misin ki, eğer sen ona su vermiş olsaydın and olsun ki beni onun yanında bulacaktın.
İnsanı dinin merkezine koyan böyle evrensel bir mesajı hangi din veya felsefe verebilmiş ki! Düşünebiliyor musunuz? Yüce Yaradan mahşerde kulunu muhatap alıyor. Ona sitem ediyor. Kuluna neden bana daha çok secde etmedin, neden daha çok oruç tutmadın diyerek ibadet eksikliğinden dolayı sitem etmiyor bu hadiste. İnsanın insana vefasızlığına, merhamet etmemesine, yardım elini uzatmamasına sitem ediyor. İnsanı, insandan dolayı kınıyor. Bu hadis elbette mahşerden bir sahneyi aktarıyor sadece. Bu sahnenin benzeri milyarlarca sahne yaşanacak. Ve insan, insanlığından uzaklaşışının hesabını Rabbine verecektir.
“Ben kulumun zannı üzerindeyim” sözü ümide açılan ilahi bir kapıdır. Kul Rabbinin kendisini affedeceğini umar. Günahından utanır ama ümidini de yitirmez. Hep bağışlanmayı talep eder. Rabbinin kendisini terk etmeyeceğini düşünür. Bütün bu olumlu düşünceler onu ruhen, Rabbine yönlendirir ve sevgi boyutuna taşır. Zaten kendisinden ürkülen, uzaklaşılan, titrenilen bir ilah yerine, sevecen, kucaklayan, kapıyı aralayan bir rahman sıcaklığını yakalamak dinin temel gayesidir.
“Ben kalbi kırıkların yanındayım” sözü bize Yüce Allah’ı tanıtmak için yeterli bir ipucu vermiyor mu? Kalbi kırıklar, uçuruma daha yakındırlar. Sevgisizlikten bunalmışlardır. Hayatın azgın darbeleri, onları dipsiz bir okyanusa doğru savurmuş olabilir. Kime tutunacaklar. Halden anlamayan yabanlara mı sırt dayayacaklar? Düşüşlerinden haz alan insafsızlara mı sarılacaklar. Hangi sahile yanaşacaklar. İşte böyle bir anafora yakalanmış olan ümitsizlere, rahim olan Allah pencereyi aralıyor:
Ben kalbi kırıkların yanındayım. Ben sizin yanınızdayım. Uzaklarda aramayın beni. Yanı başınızdayım. Nefesinizden daha yakınım.
“Kula şahdamarından daha yakınım..
HAYIRLI CUMALAR