Koşullar Bizi Yaratmaz

Abone Ol

İnsan, çoğu zaman hayatın pasif bir ürünü olduğunu düşünmek ister. Çünkü bu düşünce rahatlatıcıdır. Eğer bizi koşullar yaratıyorsa, o halde yaptıklarımızın, yapamadıklarımızın, korkularımızın ve hatalarımızın sorumluluğu da büyük ölçüde dış dünyaya aittir. Oysa daha derine indiğimizde rahatsız edici bir gerçekle karşılaşırız!

Koşullar insanı yaratmaz, yalnızca içte saklı olanı görünür kılar.

İnsan, yalnızca çevresel etkilerin toplamı değildir. Eğer öyle olsaydı, aynı şartlar altında yetişen herkes aynı kişiliğe sahip olurdu. Oysa gerçeklik bunun tam tersini gösterir. Aynı travma birini kırılgan yaparken diğerini bilgeleştirir. Aynı yoksunluk birini hırçınlaştırırken diğerini şefkatli kılar. Demek ki dış etkenler tek başına belirleyici değildir belirleyici olan, o etkenlerle temas eden iç yapıdır.

Psikoloji bize şunu söyler;

Her insanın bir “çekirdek benliği” vardır. Bu çekirdek mizaç, değerler, bilinçdışı eğilimler ve erken dönem deneyimlerle şekillenir. Koşullar ise bu çekirdeği test eden laboratuvar ortamıdır. Stres altında insanın savunma mekanizmaları devreye girer. Kimisi inkar eder, kimisi saldırganlaşır, kimisi içine kapanır, kimisi üretir.

Stres, karakteri üretmez karakterin hangi savunma yolunu seçeceğini ortaya çıkarır.

Varoluşçu düşünürler insanın özünü seçimlerinde bulur. İnsan, başına gelenlerden çok, başına gelenlere verdiği anlamla kendini kurar. İki kişi aynı kaybı yaşayabilir biri bunu hayatın anlamsızlığına kanıt sayar, diğeri insan olmanın kırılganlığını kabullenir ve daha derin bir şefkat geliştirir.

Olay aynıdır ama inşa edilen anlam farklıdır. Ve anlam, dışarıdan değil içeriden doğar.

Bu noktada şu soruyla yüzleşmek gerekir…

Eğer koşullar bizi yaratmıyorsa, o halde neden zor zamanlarda değiştiğimizi hissederiz? Aslında değişen özümüz değil, maskelerimizdir. Konfor alanı, insanın eksiklerini örter. Kriz ise örtüyü kaldırır. Güçlü görünen birinin baskı altında dağıldığını, sessiz birinin ise en zor anda liderlik ettiğini görürüz. Bu şaşkınlık, bizim insanı yüzeyden tanımamızdan kaynaklanır.

Psikodinamik açıdan kriz anları bilinçdışının yüzeye çıktığı anlardır. Günlük hayatta bastırılan korkular, arzular ve öfkeler, baskı arttığında kontrolü ele alır. Bu yüzden “Ben aslında böyle biri değilim” cümlesi çoğu zaman bir inkardır.

Belki de tam tersine, kişi ilk kez gerçekten odur.

Bu düşünce ağırdır. Çünkü insanı mazeretsiz bırakır. Şartlar kötü olabilir adaletsiz, yıkıcı, acımasız olabilir. Ama insanın içsel tutumu, her zaman bir pay bırakır. Tepki vermek bir tercihtir. Susmak da, bağırmak da, affetmek de, intikam almak da…

Koşullar seçenekleri daraltabilir ama seçme sorumluluğunu bütünüyle ortadan kaldırmaz.

Belki de mesele “kim olduğumuz” değil, “kim olmaya eğilimli olduğumuzdur.” Koşullar bu eğilimi hızlandırır. Tıpkı ateşin, içinde altın olanı saflaştırması, içinde pas olanı ise dağıtması gibi.

Ateş maddeyi yaratmaz, özünü açığa çıkarır.

Sonuçta insan, hayatın rüzgarında savrulan bir yaprak değil rüzgarın yönüne göre kendini tanıyan bir varlıktır. Fırtına geldiğinde yeni bir benlik kazanmayız. Sadece, zaten içimizde olanla baş başa kalırız. Ve belki de en dürüst aynamız, tam da o an karşımıza çıkar.

Koşullar bizi yaratmaz. Ama bizi kendimizle tanıştırır.