Sana bir şey sorayım.
Kendi yetiştirdiğin meyveyle, hazır yediğin meyvenin tadı bir olur mu?
Olmaz.
Çünkü biri sadece meyvedir, diğeri emektir. Beklediğin zamandır, sabrettiğin günlerdir.
Bana sıkça bu yetenekle “Ulusal bir kanalda neden değilsin?” diye soruyorlar.
Evet, belki ulusal bir kanalda olsam daha çok kişi tanır, daha çok takdir ederdi.
Ama o takdir, benim ellerimle büyüttüğüm bir şeyin yerini tutar mıydı, emin değilim.
Ben Ordu FM’e ve Yeni Dönem Gazetesi’ne başladığımda yirmili yaşlarımdaydım. İlk günlerde oturacak bir masam bile yoktu.
Ama vazgeçmek yerine kalmayı seçtim.
Çünkü hayatta iki tür insan var!
Güzel yerler arayanlar ve olduğu yeri güzelleştirenler.
Ben ikinci gruptayım.
Bugün kendi zevkimle kurduğum bir ofisim var. Tecrübemle, bilgimle yetişmiş çalışma arkadaşlarım var. Ordu’da isim yapmış bir radyo ve gazete var. Bunların hiçbiri tesadüf değil. Hepsi doyarak, öğrenerek, hissederek oldu.
Psikolojik olarak insan, emek verdiği şeye bağlanır. Hazır gelen başarı geçici ama büyüttüğün şey senin bir parçan olur.
O yüzden benim yolum belki daha yavaş ama daha anlamlı...
Ben beğendiğim çiçeklerin tohumlarını toplamayı,
onları kendi bağıma, istediğim yere ekmeyi seviyorum.
Çünkü neyin nerede açacağını bilmek,
hayatta sahip olduğum en büyük özgürlük.
Ve evet…
Ben emeğimi seviyorum.
Büyüttüğüm emeği seviyorum…