Ufka Bakarken Kıyıyı Unutmamak

Abone Ol

“Görüş alanından fazlasına sahip olursan tanımadığın kölen çok olur.”

Bu cümleyi ilk okuduğumda çok sert geldi ama asıl sertliği kelimelerinde değil, işaret ettiği mesafeden. Görüş alanı yalnızca gözün gördüğü sınır değil.

Kalbin sorumluluk alabileceği mesafedir. Ne kadar uzağa bakabiliyorsan, o kadarına etki edersin, fakat ne kadarını gerçekten tanıyorsun?

Perşembe kıyılarında denizi izlediğini düşün. Ayaklarının dibindeki su berraktır. Kayalardaki yosunu seçersin, köpüğün içindeki hareketi görürsün, dalganın taşlara çarparken çıkardığı sesi duyarsın.

Yakın olan nettir çünkü temas vardır. Detay göz alıcıdır çünkü mesafe kısadır.

Bakışını yavaşça ileriye, ufuk çizgisine doğru kaydırdığında ise mavi çoğalır. Deniz büyür, derinleşir, seni içine çeken bir sonsuzluk hissi verir. Ama ayrıntılar silinir. O uçsuz bucaksız mavilikte tek bir dalgayı ayırt edemezsin.

Büyüklük artar, detay azalır.

İnsan gücü de böyledir.

Yakın çevrende etkilediğin insanlar yüzlere sahiptir. Sesleri, hikayeleri, kırılganlıkları vardır. Onları tanırsın sözünün ağırlığını hissedersin. Fakat etki alanın ufka doğru genişledikçe insanlar “kitle”ye dönüşür. Sayılar artar, mavi derinleşir ama ayrıntı kaybolur. İşte o noktada tanımadığın hayatlar üzerinde kararlar vermeye başlarsın. Tanımadığın sorumluluklar birikir.

Buradaki “köle” kelimesi mecazdır ama rahatsız edici olması gerekir. Çünkü mesele tahakkümden önce mesafedir. Mesafe büyüdükçe insan soyutlaşır. Soyutlaştıkça araçsallaşır. Oysa her bir dalga, yakından bakıldığında ayrı bir harekettir her bir insan, yakından tanındığında ayrı bir evrendir.

Belki de olay ufku terk etmek değil. Ufuk, insana hayal kurdurur geniş düşünmeyi öğretir. Ama yalnızca ufka aşık olmak, mavinin büyüsüne kapılıp kıyıyı unutmak tehlikelidir. Çünkü insanı ahlaki yapan şey sonsuzluğa bakabilmesi değil, yakındakini görebilmesidir.

Perşembe’de denizi izlerken hissettiğin o derinlik, iki hakikatin birleşimidir…

Yakındaki berraklık ve uzaktaki sonsuzluk.

Gerçek denge belki de şudur;

Ufka bakacak cesarete sahip olmak, ama gözlerini arada bir yeniden kıyıya indirmek.

Mavinin büyüklüğünü sevmek, ama detayın sorumluluğunu taşımak.

Çünkü görüş alanı büyüdükçe kalp de büyümüyorsa, ufuk yalnızca mesafedir.

Ve mesafe arttıkça, tanımadıklarımız çoğalır.

En sonunda ise en geniş manzaranın ortasında bile insan, kendine en uzak olan olur.