ZAMAN…

Abone Ol

Geçtiğimiz gün bir arkadaşımla sohbet ediyorduk.

Kahvelerimizi yudumluyor, acelemiz olmadan konuşuyorduk.

Konu konuyu açtı, çocukluk anılarımıza, eski kırgınlıklara, o yaşlarda bize çok büyük gelen duygulara kadar uzandı sohbet.

Arkadaşım bir anısını anlattı. Çocukken yaşadığı bir kırgınlıktan bahsetti. O anıyı yaşadığı kişiye o dönem çok kırgın olduğunu, bunun onun için unutulmaz bir duygu gibi yer ettiğini söyledi.

Ama sonra ekledi;

“Yaş aldıkça fark ediyorum ki, aslında kırıldığım şey o kadar da büyütülecek bir şey değilmiş. Çocukken bana çok büyük geliyordu, şimdi başka türlü anlamlandırıyorum.”

Bu cümle beni bir anda geçmişe götürdü. Çok kıymet verdiğim bir hocamın yıllar önce söylediği bir söz düştü aklıma. Bazı kitaplar vardır, demişti onları hayatının farklı yaşlarında okuman gerekir. Her okuduğunda zihninde bambaşka bir bakış açısı aralanır.

Sanırım yaşadığımız anılar da tıpkı o kitaplar gibi.

Aynı olay, aynı insanlar, aynı kelimeler…

Ama biz her defasında değişmiş oluyoruz. Çocukken yaşanan bir kırgınlık, o yaşın imkanlarıyla değerlendirilir. O günkü kalbimiz ne kadar alabiliyorsa, o kadar hisseder. Zaman geçtikçe hayat bize yeni kelimeler öğretir, empatiyi, mesafeyi, anlayışı.

Ve eski anılar, bu yeni kelimelerle yeniden okunur.

Bu, geçmişte hissettiklerimizi küçümsemek değildir. O kırgınlık, yaşandığı anda gerçekti ve ağırdı. Çocuk kalbi, duyguyu filtresiz yaşar. Yetişkin aklı ise geriye dönüp bağlam kurar. Değişen şey yaşananlar değil, onlara yüklediğimiz anlamdır.

Belki de büyümek, bazı anıların küçülmesi değil, bizim onlara daha geniş bir yerden bakabilmemizdir.

Aynı satırı yıllar sonra tekrar okuduğumuzda, altını çizdiğimiz yerin değişmesi gibi.

Kahveler bitiyor, sohbet dağılıyor. Ama zihnimde şu düşünce kalıyor….

Bazı kırgınlıklar vardır, zamanı gelmeden anlaşılmaz.

Bazı anılar vardır, ikinci kez okunmayı bekler.

Ve bazı duygular, ancak yaş aldıkça yerini bulur.