Bazı dersler vardır, insanın yüzüne bağırmaz…
Sessizce gelir, bir anın içine saklanır ve orada kalır.
Benimki bir kirazın içindeydi.
Geçen yaz pazarda röportajdayım. Tezgahın önünden geçiyorum, kirazlar öyle güzel dizilmiş ki… Parlak, diri, adeta “beni seç” diye bakıyor.
Aldım...
Ofise geldim. Yıkadım. Masama koydum.
O an var ya…
Çocuk gibi bir sabırsızlık.
Bir tane aldım, attım ağzıma.
Sonra bir tane daha.
Derken üçüncüyü elime aldım. Isırdım.
Ve o an…
İnsan bazen bir saniyede değişir ya… işte öyle bir saniye.
Isırdığım kirazın içinden çıkan o görüntü, bütün tadı, bütün isteği bir anda elimden aldı. İçinden kurt çıktı…
Mideme bir şey oturdu. O ana kadar “en sevdiğim meyve” dediğim şey, bir anda yabancılaştı.
Kiraz aynı kirazdı.
Ama bende bıraktığı iz artık aynı değildi.
O günden sonra kirazdan vazgeçtim mi? Hayır.
Hala seviyorum. Hala canım çekiyor.
Ama artık hiçbir kirazı düşünmeden ağzıma atamıyorum.
Önce bakıyorum.
Sonra düşünüyorum.
Sonra belki yiyorum.
Çünkü insan bir kere içinde ne çıkabileceğini gördü mü, bir daha eskisi gibi güvenemiyor.
İlişkiler de tam olarak böyle.
Birini seviyorsun. Hatta öyle böyle değil… içinden gelerek, isteyerek, inanarak seviyorsun.
Sonra bir gün, hiç beklemediğin bir anda… o ilişkinin içinden bir şey çıkıyor.
Bir söz.
Bir davranış.
Bir gerçek.
Küçük gibi ama etkisi büyük.
Ve o an şunu fark ediyorsun;
Sorun o an değil… o ana kadar bilmediğin şey.
İşte o zaman sevgiyle arana bir mesafe giriyor.
Hala sevebiliyorsun belki.
Hala yanında olmak istiyorsun.
Ama artık eskisi gibi “rahat” değilsin.
İçinde sürekli bir kontrol hali;
“Acaba yine mi?”
“Acaba bu sefer de…?”
Ve insan en çok bu yorgunluktan yoruluyor.
Ben şunu öğrendim;
Bir şeyin içinden çıkan gerçek, o şeyin kendisinden daha güçlü.
Kirazın tadını değil, içinden çıkan o anı hatırlarsın.
İlişkide de sevdiğin anları değil, kırıldığın yeri.
O yüzden mesele şu;
Sevmek yetmiyor.
İnsan, içi rahat olmadığı hiçbir şeyi uzun süre taşıyamıyor.
Ne kadar severse sevsin.
Ve bazen en büyük olgunluk,
“Ben bunu seviyorum ama bana iyi gelmiyor” diyebilmek...
Çünkü bazı şeyler vardır…
Görmezden gelmeye çalışırsın, devam etmek istersin, kendini ikna edersin.
Ama içten içe bilirsin.
O kirazın içini bir kere gördüysen,
artık hiçbir ısırık eskisi gibi masum değildir.