"Şu hayatta en çok neyi seversin?" diye sorsalar, birçok kişinin şaşıracağı bir cevap veririm.
Ben, herkesin yolunu değiştirdiği insanlarla aynı masaya oturmayı severim.
Bir çay söyleriz. Bazen bir kahve.
Sonra konuşmaya başlarız.
İnsan ilginç bir varlık. Birinin ne söylediğini değil, önce nasıl göründüğünü dinliyor. Üstü başı dağınıksa, kendi kendine konuşuyorsa, bakışları bir noktaya takılı kalıyorsa karar çoktan verilmiş oluyor…
"Deli."
Oysa ben her sohbetten sonra aynı düşünceyle ayrılıyorum…
Kimse bir sabah uyanıp o hale gelmiyor.
Fark ettiğim şey şu; insanı yıkan şey çoğu zaman yaşadığı acının büyüklüğü değil, o acıyla ne kadar süre yalnız bırakıldığı.
Bir kaybın kendisi kadar, o kayıptan sonra çalmayan kapılar da insanı değiştiriyor.
Bir travmanın kendisi kadar, "Geçer." deyip geçilen cümleler de...
Bir insanı sadece yaşadıkları değil, yaşadıklarını anlatacak kimse bulamaması da yoruyor.
Belki de bu yüzden konuşmayı seviyorlar.
Çünkü uzun zamandır gerçekten dinlenmemiş insanlar, ilk fırsatta hikayelerini anlatmaya başlıyor.
Bir başka şey daha dikkatimi çekiyor.
Toplum, insanın düştüğü yeri değil, düştükten sonraki görüntüsünü konuşuyor.
Kimse "Nerede kırıldı?" diye sormuyor.
Herkes "Nasıl bu hale geldi?" diye uzaktan bakıyor.
Oysa her insanın içinde görünmeyen bir kırılma eşiği var. Kimimiz yıllarca yük taşırız, kimimiz tek bir haberle çökeriz. Bunu önceden bilmenin de bir yolu yok.
Belki akıl dediğimiz şey, sandığımız kadar sağlam bir kale değildir.
Belki hepimiz, hayatın bizi hangi kapıdan sınayacağını bilmediğimiz için ayakta duruyoruz.
O masalarda otururken bazen şunu hissediyorum…
Aslında onların anlattıkları kadar, bizim sustuklarımız da önemli.
Çünkü aynı yalnızlığı yaşayan ama bunu belli etmemeyi başaran kaç kişi dolaşıyor aramızda?
Kravatıyla işe giden...
Çocuğunu okula bırakan...
Akşam misafir ağırlayan...
Gülüp fotoğraf çektiren...
Aklı dağılan herkes sokağa düşmüyor.
Bazıları sadece bunu çok iyi saklıyor.
Belki de "normal" dediğimiz şey, ruhumuzun gerçekten iyi olması değil, acımızı toplumun kabul edeceği kadar ustalıkla gizleyebilmemizdir.
İşte bu yüzden o sohbetleri seviyorum.
Çünkü bana insanın ne kadar kırılgan olduğunu hatırlatıyorlar.
Ve her seferinde aynı düşünceyle kalkıyorum masadan…
Bir insanı anlamaya çalışmak, ona bir isim vermekten çok daha zor.
Ama insan olmanın yükü de belki tam olarak budur.