Geçtiğimiz günlerde bir fotoğrafçı dükkânında otururken, hayatın iki farklı yüzü aynı anda karşıma çıktı.

İçeride genç bir çift vardı. Yeni evlenmişlerdi. Düğün fotoğraflarından oluşacak albümleri için seçim yapıyorlardı. Her fotoğrafa bakarken gözlerindeki heyecan, yüzlerindeki mutluluk dikkat çekiyordu. Birbirlerine bakışlarında, geleceğe dair kurdukları hayallerin izleri vardı.

O an, sevginin insan hayatındaki en güzel hallerinden birini izliyordum. Bir fotoğraf karesine sığan mutluluğu, bir albüme saklanmak istenen anıları düşünüyordum. İnsanın en güzel anılarını ölümsüzleştirmek için ‘ne güzel bir aracı fotoğraf kareleri’ diyordum içimden…

Tam o sırada dükkâna başka bir müşteri girdi.

Gün içerisinde onlarca kişinin yaptığı sıradan bir işlem için gelmişti. Birkaç vesikalık fotoğraf çektirecekti. İlk bakışta herkes gibi sıradan bir müşteriydi. Fakat birkaç saniye sonra söylediği cümle, o an içimde bambaşka bir kapı açtı.

“4 adet yeterli olur mu boşanma davası için?”

Bir anda düğün albümü seçen çiftin mutluluğundan, başka bir hayatın kırıldığı noktaya savruldum.

Gözlerimi o gence çevirdim. Omuzları düşüktü. Yorgun bir bakışı vardı. Belki günlerdir taşıdığı bir yük, yüzüne sessizce yerleşmişti. Birkaç dakika önce sıradan bir müşteri olarak gördüğüm insan, bana hayatın en gerçek derslerinden birini vermişti.

Bir tarafta yeni başlayan bir hikâyenin ilk sayfaları vardı. Diğer tarafta yarım kalmış bir hikâyenin kapanış fotoğrafları…

Aynı dükkânda, aynı fotoğraf makinesinin önünde iki farklı hayat duruyordu.

O an iki fotoğraf arasında görünmez bir duygu köprüsünün tam ortasında kaldığımı hissettim.

Biz çoğu zaman fotoğrafı mutlulukla bağdaştırırız. Yeni doğan bir bebeğin ilk fotoğrafı, yıllar sonra aynı karede buluşan yaşlı anne-baba ve çocukları… O fotoğraflara baktığımızda “Ömür ne kadar da hızlı geçiyor” deriz.

Ama belki de hayatın başka bir gerçeği daha vardır.

Ömür sadece zamanın hızlı geçmesi değildir. Bazen duyguların da ne kadar hızlı değişebildiğinin hikâyesidir.

Bir gün büyük umutlarla kurulan bir yuva, yıllar sonra bir mahkeme dosyasına dönüşebilir. Bir zamanlar aynı kareye sığmak isteyen iki insan, bir gün birbirinden ayrılmak için vesikalık fotoğraf arayabilir.

Peki değişen neydi?

Sevgi mi azaldı? İnsanlar mı değişti? Yoksa hayat, bana o esnada başlangıçlarla sonların aynı hikâyenin parçaları olduğunu mu gösterdi?

Hep güzel anları görmek isteriz. Mutluluğu, sevgiyi, kavuşmaları saklarız hafızamızda. Fakat hayatın içinde görünmeyen, sessizce yaşanan acılar da var olduğunu hatırladım bir kez daha. Her fotoğraf bir mutluluğu anlatmazmış. Bazı fotoğraflar bir vedanın, bir kararın, bir yeniden başlama çabasının izini taşırmış tek bir karede…

Belki de insan hayatını anlamak için sadece gülümsediği fotoğraflara değil, fotoğraf karesinde bıraktığı o bakışa bakmak gerekir.

O gün bir fotoğrafçı dükkânında iki farklı kare gördüm.

Biri sevginin başladığı anı anlatıyordu.

Diğeri ise bir sevginin bittiği yerde insanın kendini yeniden bulma çabasını…

Ve bir kez daha anladım ki;

Hayat, fotoğraflar kadar net değil!