İnsan garip bir canlı.

Bazen yıllarca uykusunu kaçıran şey, birinin söylediği tek bir cümle olur. Bazen gelecekle ilgili bitmek bilmeyen kaygılar... Bazen de hiç yaşanmamış ihtimaller.

Sonra hayat öyle bir tokat atar ki, o zamana kadar dert ettiğin her şey bir anda silinir.

Geçenlerde kanseri yenmiş biriyle sohbet ettim. Bana hastalıktan önce her şeyi fazla düşündüğünü anlattı. Sürekli kaygılanır, her olayı zihninde büyütürmüş.

"Sonra," dedi, "bir gün öğrendim ki asıl korku bambaşkaymış."

O günden sonra hayatın rengi değişmiş. Sabah gözünü açmak bile başlı başına bir mutluluk olmuş. Ertelediği şeyleri yapmaya başlamış. Daha çok gülmüş, daha çok şükretmiş. Çünkü insan, kaybetme ihtimaliyle karşılaşınca elindekinin değerini ilk kez gerçekten görebiliyor.

En ilginç kısmı ise sonrasında yaşanmış.

Tedavisi bitmiş. Doktor kontrolleri iyi geçmiş. Hayat normale dönmüş.

Ve bir sabah fark etmiş ki...

Yine küçük şeylere canı sıkılıyor.

Bir mesajın geç gelmesine...

Bir işin yolunda gitmemesine...

Birinin tavrına...

Kendi kendine gülmüş.

"Demek ki insanın zihni, korkacak bir şey bulmayı çok seviyor." demiş.

O cümleyi duyduğumdan beri düşünüyorum.

Belki de huzuru elimizden alan hayatın kendisi değil. Zihnimizin hiç susmayan tarafı.

Çünkü büyük acılar geldiğinde susan o ses, tehlike geçince yeniden konuşmaya başlıyor.

Belki de bu yüzden hayat bize ara sıra hatırlatmalar gönderiyor. "Vaktin sınırlı." diyor. "Bugünü harcama."

Ama biz çok çabuk unutuyoruz.

Sağlığımız yerindeyken sağlığı düşünmüyoruz. Sevdiklerimiz yanımızdayken onları sıradan görüyoruz. Günler birbirine benzedikçe yaşamayı da otomatik bir işe dönüştürüyoruz.

Sonra bir gün biri çıkıp bize yaşadığı mücadeleyi anlatıyor.

Ve fark ediyoruz ki aslında hayat hiç değişmemiş.

Değişen sadece bizim ona baktığımız yer olmuş.

Belki de gerçek mesele, ölüm korkusuyla yaşamayı öğrenmek değil;

ölüm aklımızda yokken de hayatın değerini unutmamak.

Çünkü yaşamak, sadece nefes almak değil.

Bazen hiçbir sebep yokken gökyüzüne bakabilmek...

Sevdiklerine sarılabilmek...

Akşam eve dönerken "Bugün de güzeldi." diyebilmek.

Belki de bütün mesele bu kadar basit.

Ama en zor öğrendiğimiz ders de tam olarak bu.