Geçtiğimiz gün bir arkadaşımı kaybettim.

Cenazeden çıkıyorduk.

Kalabalığın içinden bir adam başka bir adama dönüp, hiçbir şey olmamış gibi;

“Yarın görüşürüz.” dedi.

O cümle kulağımda kaldı.

Çünkü cenazeden çıkıyorduk.

Bir insanın hayatına veda edilmişti ve biz hala yarının varlığından ne kadar emindik.

Bir süre sonra arkadaşım bana dönüp;

“Hayat çok kısa. Acaba buradaki insanlardan bir sonraki cenazede hangisini göreceğiz?”

diye sordu.

Garip olan şuydu;

Bunu söylerken kendimizi o ihtimalin içine hiç koymamıştık.

Sanki ölüm, biraz ileride duran ve başkalarının başına gelen bir şeydi.

Sanki o kalabalıkta herkesin yarını vardı.

Oysa ölümün en sarsıcı tarafı belki de bu!

*Bizi hiçbir zaman kendimizi dahil ettiğimiz bir cümleyle uyarmıyor.*

Hep başkaları için düşünüyoruz.

“Onu kaybettik.”

“Onun zamanı geldi.”

“Bir sonraki cenaze kim için olacak?”

Ama nedense cümlenin öznesine kendimizi koymuyoruz.

Çünkü insan kendi sonunu düşünerek yaşayamaz.

Ya da belki yaşayabilir ama o zaman hayatın sıradanlığı mümkün olmaz.

Her sabah evden çıkarken bunun son gün olabileceğini düşünseydik, hiçbir “sonra”yı bu kadar rahat kullanamazdık.

Oysa kullanıyoruz.

“Yarın görüşürüz.”

“Sonra konuşuruz.”

“Bir ara yaparız.”

“Daha çok zamanımız var.”

Hayatımızı bu cümlelerle kuruyoruz.

Bir süre önce arkadaşım ile de planlar yapmıştık.

Yapacaklarımız vardı.

Konuşacaklarımız, üreteceklerimiz, gerçekleştireceklerimiz…

Hepsi geleceğe bırakılmıştı.

Sonra o gelecek gelmedi.

Ve insanın zihninde o tanıdık kelime belirdi!

*Keşke.*

Keşke yapsaydık.

Keşke daha çok konuşsaydık.

Keşke ertelemeseydik.

Keşke biraz daha zamanımız olsaydı.

Fakat ölümün ardından “keşke” üzerine düşününce başka bir şey fark ettim.

Belki keşke, yalnızca pişmanlığın kelimesi değil.

Belki keşke, *geleceğin geçmişte kalmış hali.*

Çünkü keşke dediğimiz şeylerin hemen hepsi, bir zamanlar gelecekti.

“Bir gün yaparız” dediğimiz şeylerdi.

O bir gün gelmedi.

İnsan hayatı boyunca geleceği satın alıyormuş gibi davranıyor.

Oysa geleceğin mülkiyeti kimseye ait değil.

Bir sonraki günün sahibi değiliz.

Bir sonraki konuşmanın, bir sonraki buluşmanın, bir sonraki kahkahanın garantisi yok.

Ama yine de plan yapıyoruz.

Ve belki bu bir çelişki değil.

Belki insan olmanın en temel hali.

*Sonlu olduğunu bilen insan, yine de sonsuzmuş gibi yarın kuruyor.*

Çünkü yarına inanmak zorunda.

Yoksa hayatı yaşayamaz.

Bir arkadaşına “yarın görüşürüz” diyebilmek, aslında ona ve hayata duyduğumuz küçük bir güven.

Yarın gelecektir sanıyoruz.

Oysa bazen gelmiyor.

Bazen bir cenazeden çıkıyoruz ve hala “yarın görüşürüz” diyoruz.

Belki de hayatın en tuhaf yanı bu.

Aynı anda hem ölümün gerçekliğini görüyor hem de kendi ölümlülüğümüzü düşünmüyoruz.

Bir tabutun ardından yürüyüp birkaç dakika sonra yarının planını yapabiliyoruz.

Çünkü ölümün bize ait olduğunu düşünmeden ölümü anlayamıyoruz.

Ve belki bu yüzden cenazelerde hep başkalarının hayatının sonuna bakıyoruz.

Kendi sonumuzu değil.

Arkadaşımın “Acaba buradaki insanlardan bir sonraki cenazede hangisini göreceğiz?” sorusu da aklımda tam olarak bunun için kaldı.

Çünkü o sorunun içinde hepimiz vardık.

Ama o anda bunu bilmiyorduk.

Belki de yaşamın bize verdiği en büyük yanılsama bu:

*Kendimizi hikayenin devamında görmek.*

Her sabah uyanıp kaldığımız yerden devam edeceğimizi düşünüyoruz.

Oysa hayat bize devam edeceğine dair hiçbir söz vermiyor.

Yine de plan yapıyoruz.

Yine de seviyoruz.

Yine de “yarın görüşürüz” diyoruz.

Ve belki bütün bunların anlamı tam da burada.

Hayat kısa olduğu için hiçbir şey planlamamak değil;

hayatın kısa olduğunu bilmeden bile *yaşamaya devam etmek.*

Çünkü insanın bütün planları gerçekleşmeyecek.

Bazı konuşmalar yarım kalacak.

Bazı projeler bitmeyecek.

Bazı buluşmalar hiç gerçekleşmeyecek.

Ve geriye bazı keşkeler kalacak.

Ama artık düşünüyorum…

Belki keşkelerin hepsi kötü değil.

Çünkü bir keşkenin içinde, bir zamanlar var olduğuna inandığımız bir gelecek var.

Birlikte yapılması düşünülen bir şey.

Söylenmesi planlanan bir cümle.

Gidilmesi düşünülen bir yer.

Yani hayatın kendisi var.

Belki mesele hiç “keşke” dememek değil.

Belki mesele, yaşarken mümkün olduğunca çok *“iyi ki” bırakabilmek.*

Ama bunun da bir garantisi yok.

Çünkü insan, hayatının son cümlesini kendisi yazamıyor.

Bize düşen yalnızca cümlelerimizi kurmak.

Birbirimize zaman ayırmak.

Sevdiklerimizi ertelememek.

Ve yarın için plan yaparken, yarının bize ait olmadığını unutmamak.

Çünkü cenazeden çıkarken bir adam başka bir adama

“Yarın görüşürüz.”

diyebiliyor.

Belki de hayat tam olarak bu cümlenin içinde.

*Öleceğimizi bilmeden değil; öleceğimizi bilip yine de yarına inanarak yaşıyoruz.*

Ve bazen yarın geliyor.

Bazen gelmiyor.

Gelmeyen her yarının ardından da birileri

*“Keşke…”* diyor.