Dün bir arkadaşımla kahve içmek için sözleştik. Aslında gideceğimiz kafe belliydi. Yola çıktık ama son anda fikir değiştirdim. “Ya oraya gitmeyelim, şuraya gidelim” dedim. İyi ki de demişim.

Oturduk, kahvelerimizi söyledik. Sonra kendimizi öyle bir sohbete kaptırdık ki kahveler soğudu, konu konuyu açtı.

Geçen yıl yaptığımız aktivitelerden söz etmeye başladık. Hayatın telaşına nasıl kapıldığımızı, işi bu aralar ne kadar hayatımızda yoğunlaştırdığımızı, bir zamanlar bize iyi gelen şeyleri nasıl yavaş yavaş azalttığımızı fark ettik. Oysa ne güzel alışkanlıklarımız vardı!

Birbirimize söz verdik. Daha çok sanatsal aktiviteye gidecektik. Badminton oynamaya devam edecektik. Yeni etkinlikler bulacak, kendimize daha fazla zaman ayıracaktık. Hatta yapılacakları sıraladık, küçük bir program bile oluşturduk.

Çünkü insan bazen hayatın içinde kaybolurken kendine iyi gelen şeyleri unutabiliyor. Oysa yaşamak, yalnızca yapılması gerekenleri tamamlamak değil, insana kendini iyi hissettiren şeylere de yer açmak.

Tam bu konuşmayı bitirmiştim ki kafamı bir çevirdim. Bir baktım 'Anlatan Adam'!

Şaka mı bu, dedim kendi kendime.

Kendisi, sabah kahvaltılarımızın neredeyse rutinlerinden biri. Kahvaltı yaparken videolarını izlediğimiz, mizahıyla güne eşlik eden isimlerden. Rahatsız etmeden yanına gittik. Onu gördüğümüz için ne kadar mutlu olduğumuzu söyledik.

O da oyuna geldiğini, bize bilet hediye etmek istediğini söyledi. Üstelik öyle nazik, öyle ince bir tavırla yaptı ki… Norveçli kibarlığı diye bir şey varsa tam karşılığı olabilir!

Elbette davetini kabul ettik. O gün için kendimize bir plan yapmışken, hayat planımıza bir de beklenmedik bir oyun eklemişti.

Sonra düşündüm…

Biz az önce ne konuşuyorduk? Daha çok etkinliğe katılmayı, tiyatroya gitmeyi, kendimize iyi gelen şeyleri yeniden hayatımıza almayı… Üstelik başka bir kafeye gitmek üzereyken son anda yönümüzü değiştirmiştik. Ve tam da bu konuşmanın ardından, sevdiğimiz komedyenlerden birinin davetinin içinde bulduk kendimizi.

Şimdi buna tesadüf deyip geçebiliriz. Ama ben bazen bazı karşılaşmaların tesadüften daha fazlasını taşıdığına inanıyorum. Belki de tevafuk tam olarak böyle bir şeydir.

İnsan bir niyet ediyor, bir şeyin özlemini duyuyor, hayatında neyin eksildiğini fark ediyor. Sonra hiç hesapta olmayan bir anda, hiç beklemediği bir kapı açılıyor.

Ben o gün bunu biraz da Allah'ın insana “Seni duyuyorum” deme biçimi olarak düşündüm.

Belki her dileğin gerçekleşmesi böyle karşılaşmalarla olmuyor. Bazen bir telefon, bazen bir insan, bazen de hiç planlamadığın bir akşamın içine bırakılmış küçük bir mutluluk…

Ama hepsinin ortak bir tarafı var!

İnsana yeniden heves veriyorlar.

Bize bu güzel sürprizi yaşatan, inceliği ve nazik davetiyle günümüzü güzelleştiren Anlatan Adam'a gönülden teşekkür ederiz.

Bir de kendimize küçük bir not: Bize iyi gelen şeyleri ertelemeyelim. Çünkü hayat, bazen tam da vazgeçtiğimizi sandığımız şeyleri yeniden hatırlatmak için karşımıza güzel insanlar çıkarıyor.

Ve kim bilir, belki de evrenin gerçekten iyi bir mizah anlayışı vardır.