Geçenlerde Pinterest’te gezinirken hobi bahçelerinin fotoğrafları karşıma çıktı.
Bilirsiniz, bazen insan bir fotoğrafa bakarken aklından binbir şey geçiriyor.
Ben de o fotoğraflara bakarken kendime bir soru sordum…
Biz neden üretmiyoruz?
Sonra Yeşim’e anlattım. “Yeşim, biz neden kendimize küçük bir bahçe yapmıyoruz?” dedim. O da fikre sıcak bakınca konu bir anda ciddiye bindi. Bu yıl yapılacaklar listemize bir de bahçe ekledik.
Şimdi düşünüyorum da, insanın aklına bir fikir düşmesi ne tuhaf şey. Birkaç dakika önce yalnızca fotoğrafına baktığınız bir şey, bir anda hayatınızın parçası oluveriyor. Daha ortada bahçe yok, toprak yok, fide yok ama biz şimdiden ne ekeceğimizi, nasıl yapacağımızı konuşuyoruz.
Üstelik ben bitki yetiştirmeye yabancı da değilim. Daha önce saksıda çilek, fesleğen, biber yetiştirdim. Ama bir bahçe kurma fikri başka bir heyecan verdi bana. Nedenini tam olarak açıklayamıyorum. Belki birkaç saksıda bir şeyler yetiştirmekle, kendinize ait küçük bir üretim alanı oluşturmak arasında hissettiğim farktan. Belki de insanın bir şeye yalnızca bakmak değil, onun oluşumuna katılmak istemesinden.
Ne dersiniz, biraz da böyle değil mi hayat?
Her şeyin hazırına o kadar alışmışız ki… Markete gidiyoruz, domatesimizi alıyoruz. Bir mağazaya giriyoruz, ihtiyacımız olanı seçiyoruz. Bir düğmeye basıyoruz, istediğimiz şey önümüzde. Peki, o domatesin hangi toprakta yetiştiğini, ne kadar zamanda büyüdüğünü, soframıza gelene kadar nasıl bir emek verildiğini kaçımız düşünüyoruz?
Ben şimdi bir domatesin peşine düşeceğim mesela. Önce toprağını hazırlayacağım, sonra fidesini dikeceğim. Sulayacağım, büyümesini bekleyeceğim. Belki her gün gidip yeni bir yaprak çıkmış mı diye bakacağım. Sonra bir gün dalında ilk domatesi göreceğim.
Şimdi söyleyin, o domatesin tadı başka olmaz mı?
Belki tadı bildiğimiz domatesten çok farklı olmayacak. Ama ben onu yerken yalnızca bir sebze yemeyeceğim. Beklediğim günleri, verdiğim emeği, Yeşim’le yaptığımız planları da hatırlayacağım. Biraz da kendi hikayemizi yiyeceğiz yani.
Bu arada ziraat mühendisi arkadaşımız Melih’i gördüğümüz ilk yerde konuyu açtık. Sağ olsun, bizimle bilgisini paylaşmanın sözünü verdi. Ekim zamanı kapısını çalacağız artık.
Bizim niyet ciddi, bakalım uygulama nasıl olacak.
İşin şakası bir yana, bu bahçe meselesi beni düşündürüyor.
Biz neden bir şeylerin hemen olmasını istiyoruz? Neden emek verdiğimiz bir işin karşılığını hemen görmek, başladığımız bir işin sonucuna bir an önce ulaşmak istiyoruz? Bir şey için uğraşıyorsak onun meyvesini de hemen toplamak istiyoruz.
Oysa toprağa bir tohum ektiğinizde ona kızamazsınız. “Ben seni dün ektim, neden hala büyümedin?” diyemezsiniz. İstediğiniz kadar sabırsızlanın, onun kendine ait bir zamanı var. Sizin yapabileceğiniz, ona gereken ilgiyi göstermek ve büyümesine fırsat vermek.
İnsan bazen bunu kendisine de hatırlatmalı bence. Her şeyin bir anda yoluna girmesini, verdiğimiz emeğin hemen karşılığını bulmasını bekliyoruz. Biraz bekleyince olmuyor sanıyoruz, biraz zorlanınca yanlış yolda olduğumuzu düşünüyoruz. Oysa belki de bazı şeyler henüz olgunlaşmamıştır.
Tabii şimdi bir bahçe fikrinden hayatın bütün meselelerine çözüm çıkarmayalım. Sonuçta daha tek bir fide bile dikmedik! Ama insanın aklı işte, bir yerden başka bir yere gidiyor.
Benim hoşuma giden, bu fikrin daha şimdiden içimde bir heyecan uyandırması. Üstelik bu heyecanı tek başıma yaşamıyorum. Yeşim’le birlikte bir şeyin hayalini kuruyoruz. Belki en güzel tarafı da bu. Bir arkadaşınızla aynı şeye heves etmek, henüz gerçekleşmemiş bir şey üzerine konuşurken bile mutlu olmak…
Hayat dediğimiz şey biraz da böyle küçük anlardan oluşmuyor mu zaten? Hepimizin büyük hayalleri, ulaşmak istediği hedefleri var. Ama bazen mutluluk dediğimiz şey, büyük bir başarıya ulaşmayı beklemeden de karşımıza çıkıyor. Bir fotoğrafta gördüğünüz bahçeyi kendi hayatınıza dahil etmeyi istemek gibi mesela.
Şimdi bizim bir planımız var. Ekim zamanı gelecek, Yeşim’le fidelerimizi seçeceğiz. Sonra bekleyeceğiz. Belki her şey istediğimiz gibi gitmeyecek, belki bazı şeyleri yeniden deneyeceğiz. Ama şimdiden bunun heyecanını yaşıyoruz.
Bir de şu var!
İnsan yıllar içinde ne kadar çok şey öğrenirse öğrensin, içinde yeni bir şeye heves edecek yer bırakmalı. Her şeyi bildiğini düşünmemeli, yeni bir başlangıç için kusursuz zamanı beklememeli. Bazen yalnızca “Ben bunu yapmak istiyorum” demek yeterli.
Ben bu yıl küçük bir bahçe yapmak istiyorum.
Yeşim’le birlikte toprağa bir şeyler ekmek, büyümelerini izlemek, emek vermek istiyorum. Belki hasat zamanı elimizde birkaç domates, birkaç biber olacak. Ama benim için mesele kaç kilo ürün alacağımız değil.
Bir fikrin gerçeğe dönüşmesine eşlik etmek istiyorum.
Şimdi size sorayım…
En son ne zaman yalnızca içinizden geldiği için bir şeye heves ettiniz? Sonucunu hesaplamadan, ne kazanacağınızı düşünmeden, sırf yapmak istediğiniz için…
Belki de bazen kendimize sormamız gereken soru, “Bundan ne elde edeceğim?” değil, “Bunu yapmayı neden bu kadar çok istiyorum?” sorusudur.
Benim cevabım şimdilik basit…
Canım istiyor.
Biraz toprak, birkaç fide, bir dost ve büyümesini bekleyeceğimiz bir hayal…
Bakalım bu bahçede neler yetişecek.