Ofiste oturmuş haber yazıyorum. Birden yağmur bastırıyor. Başımı kaldırıp dışarı baktığımda, bir tentenin altında toplanmış insanları görüyorum. Biraz önce birbirlerine değmeden yürüyen insanlar, şimdi yan yana durmuş, yağmurun nasıl birden bastırdığını konuşuyor, şakalar yapıp gülüşüyorlar.

Ofiste oturmuş haber yazıyorum. Birden yağmur bastırıyor. Başımı kaldırıp dışarı baktığımda, bir tentenin altında toplanmış insanları görüyorum. Biraz önce birbirlerine değmeden yürüyen insanlar, şimdi yan yana durmuş, yağmurun nasıl birden bastırdığını konuşuyor, şakalar yapıp gülüşüyorlar.

Bir süre onları izliyorum.

Sonra aklıma kolektif hafıza geliyor. Hani hepimizin içinde, yalnızca kendimize ait olmayan, başkalarıyla da paylaştığımız deneyimler vardır ya… Belki bazen bir yağmurun altında, hiç tanımadığımız insanlarla yan yana dururken bile o ortaklığın küçük bir izini görüyoruz.

Düşünsenize, o tentenin altındaki insanların birbirleriyle hiçbir ortak noktası olmayabilir. Farklı hayatları, farklı düşünceleri, farklı dertleri vardır. Belki normal şartlarda yolları kesişse birbirlerine selam bile vermeyeceklerdir. Ama yağmur başlayınca hepsi aynı şeyi yapıyor…

Kendilerine bir sığınak arıyorlar.

Birbirlerini tanımalarına gerek kalmadan aynı ihtiyacın içinde buluşuyorlar.

Belki insanlığın en eski alışkanlıklarından biri bu. Yağmurdan, soğuktan, tehlikeden korunmak için bir araya gelmek. Bir zamanlar bir ateşin çevresinde toplanan insanların hikayesini düşünün. Bugün bir tentenin altında bekleyen insanlarla o insanlar arasında elbette yüzyıllar, bambaşka hayatlar var. Ama korunma ihtiyacımız hala tanıdık.

Şartlar değişiyor, şehirler değişiyor, insanlar değişiyor. Fakat bazı deneyimler, insan olmanın ortak hafızasında yaşamaya devam ediyor.

Bizi birbirimize bağlayan şey her zaman aynı şeylere inanmak değil. Bazen aynı şeyden etkilenmek, aynı duruma şaşırmak, aynı güçlük karşısında benzer bir tepki vermek.

Yağmurun altında kimse kimseye nereli olduğunu, ne iş yaptığını, hayata nasıl baktığını sormuyor. Buna ihtiyaç da duymuyor. Yağmurun dinmesini beklemek için anlaşmaları yeterli.

Sonra yağmur dinecek. Herkes kendi yoluna devam edecek. Belki o insanlar yarın aynı kaldırımda yine karşılaşacak ve birbirlerini fark etmeden geçip gidecekler.

Ama bugün, birkaç dakikalığına da olsa, ortak bir deneyimin içinde buluştular.

Bana kalırsa gündelik hayatın asıl ilginç tarafı da burada. Bazen koca koca kavramları anlamak için kitapların sayfaları arasında dolaşıyoruz. Oysa hayat, bazı soruları önümüze hiç beklemediğimiz anlarda bırakıyor. Bir tentenin altında, bir otobüs durağında, ansızın bastıran bir yağmurda…

Belki kolektif hafıza yalnızca geçmişte yaşanan büyük olayları hatırlamakla ilgili değildir, ortak deneyimlerimizin bugün birbirimizi nasıl anlamlandırdığımızda bıraktığı izleri de düşünmemizi sağlar.

Bugün yağmur, birbirini tanımayan insanları aynı tentenin altında buluşturdu. Yarın başka bir şey yapacak bunu. Belki bir deprem, belki bir bayram sabahı, belki de hepimizin yüzünü güldüren ortak bir haber…

Şimdi düşünüyorum da, insanları birbirine yaklaştıran şeyin ne olduğunu anlamak için bazen onların ne konuştuklarına değil, hangi koşulda bir araya geldiklerine bakmak gerekiyor.

Çünkü bazen bir topluluğu meydana getiren şey, insanların birbirini tanıması değil, aynı anda, aynı yerde, aynı insani ihtiyacın içinde buluşmasıdır.

Ve ben bugün bir haber yazarken, yağmurun altında küçük bir topluluğun nasıl oluştuğunu izledim.

Gökyüzü herkesi aynı anda ıslatabiliyordu. İnsanlar da hiç tanışmadan aynı tentenin altına sığınabiliyordu.

Belki de birbirimize sandığımızdan daha çok benzediğimizi hatırlamak için bazen yalnızca başımızı kaldırıp bakmamız gerekiyor.