Akşam kahvesi eşliğinde yaptığımız bir sohbette arkadaşım, son zamanlarda çok fazla kitap okuduğum için eski sosyalliğimi kaybettiğimi düşündüğünü söyledi. Bir süredir gerçekten de eskisinden daha fazla okuyordum. Fakat onun sosyallikten anladığıyla benim insanlarla kurduğum ilişki arasında bir fark vardı.
Ben insanlardan uzaklaşmıyordum aksine, insanlara ayırdığım zamanı başka bir yerden anlamaya çalışıyordum. Bir insanla vakit geçirirken yalnızca aynı masada oturmak, aynı şeylere gülmek ya da gündelik meseleler üzerine konuşmakla yetinmek istemiyordum. Onu tanımaya, dünyayı hangi pencereden gördüğünü anlamaya, söylediklerinin ardında ne olduğunu fark etmeye çalışıyordum. Bazen bir insanı anlamak için ona daha fazla soru sormak değil, onu daha dikkatli dinlemek gerekiyordu. Bazen de anlattıklarından çok, anlatamadıkları insan hakkında bir şeyler söylüyordu.
Belki de kitaplar bana tam olarak bunu öğretiyordu…
İnsanlara bakmayı değil, onları görmeyi.
Bir kitabın içinde beş ayrı karakterle karşılaşabiliyordum. Her birinin başka bir korkusu, başka bir inancı, başka bir haklılık duygusu vardı. Aynı olay karşısında beş farklı insanın nasıl düşündüğünü, neye sığındığını, neden sustuğunu ya da neden kendini savunduğunu görebiliyordum. Gerçek hayatta böylesine farklı dünyalarla kısa bir zaman diliminde karşılaşmak kolay değildi. Kitaplar bana insanın yalnızca görünen davranışlarından ibaret olmadığını, her davranışın gerisinde bir geçmiş, bir gerekçe, bazen de kişinin kendisinin bile adını koyamadığı bir çatışma bulunabileceğini hatırlatıyordu.
Bu yüzden okumak, benim için insanlardan uzaklaşmak değil, onlara yaklaşmanın başka bir yoluydu. Belki daha az konuşuyor, daha çok dinliyor, daha az hüküm veriyor, daha çok anlamaya çalışıyordum. Çünkü bir insanı tanımakla, onun hakkında bir kanaate sahip olmak aynı şey değildi. Birini birkaç cümlesinden tanıdığımızı sanabilir, oysa o cümlelerin hangi hayatın içinden çıktığını hiç bilmeyebilirdik.
Üstelik ben gazeteciydim. Mesleğim, herkesin baktığı yerde başkalarının fark etmediği bir ayrıntıyı görebilmeyi gerektiriyordu. Herkes bir ağaca bakarken ben onun gölgesinde dinlenen insanı, dallarına asılan hatıraları, kesilirse kimin hayatından neyin eksileceğini de düşünebilmeliydim. Çünkü bir olayın haberi çoğu zaman görünen kısmındaydı, hikayesi ise insanların yaşadıklarında, sustuklarında ve kimsenin sormadığı sorularda saklıydı.
Belki de mesele, sosyalliğimi kaybedip kaybetmediğim değildi. Belki mesele, sosyallik dediğimiz şeyin yalnızca insanlarla geçirilen zamanın miktarıyla ölçülüp ölçülemeyeceğiydi. Kalabalıkların içinde bulunmak insanı her zaman başkalarına yakınlaştırmıyordu. Bazen saatlerce birileriyle oturup birbirimize hiç dokunmadan dağılabiliyorduk. Bazen de tek bir cümle, bir insanın dünyasına açılan kapı olabiliyordu.
Ben kitap okurken yalnızca sayfalar arasında dolaşmıyordum. İnsanların görünmeyen taraflarına, kendi hayatımda belki hiç karşılaşmayacağım ihtimallere, başka türlü yaşanabilecek hayatlara bakıyordum. Sonra o sayfalardan çıkıp gerçek insanlarla karşılaştığımda, onları daha önce öğrendiğim kalıplara yerleştirmek yerine, kendi hikayelerini merak etmek istiyordum.
Belki arkadaşımın gördüğü şey, benim eskisi kadar dışarıda olmayışımdı. Benim fark ettiğimse, insanlarla kurduğum ilişkinin biçiminin değişmesiydi. Daha çok okumak, beni insanlardan koparmamıştı, insanı tek bir davranışa, tek bir cümleye, tek bir sıfata indirgememeyi öğretmişti.
Çünkü bir gazeteci olarak herkesin ağaç olarak gördüğü yerde yaşamın renklerini de görebilmeliydim. Bir insanın yüzünde yalnızca bir ifade değil, o ifadeye gelene kadar yaşadığı hayatı merak etmeliydim. Sıradan görünen bir olayın ardında kimin için büyük bir kırılma, kimin için sessiz bir başlangıç olduğunu düşünebilmeliydim.
Belki de okumak, beni daha az sosyal biri yapmıyordu. Yalnızca insanlarla geçirdiğim zamanın içinde ne aradığımı değiştiriyordu.
Artık bir insanla karşılaştığımda yalnızca ne anlattığına değil, dünyayı nasıl anlamlandırdığına da kulak vermek istiyorum. Çünkü insanı tanımak, onunla aynı ortamı paylaşmaktan daha fazlası. Bazen bir kitabın sayfalarında öğrendiğin şey, karşındaki insanı daha dikkatli dinlemene neden oluyor.
Ve belki de bütün mesele burada düğümleniyor!
Ben insanlardan uzaklaşmıyorum. İnsanların görünmeyen taraflarına biraz daha yaklaşmaya çalışıyorum.