Bazen verdiğimiz bir kararı günler sonra düşünüp kendimize kızıyoruz.

Bazen verdiğimiz bir kararı günler sonra düşünüp kendimize kızıyoruz.

“Ben bunu neden yaptım?”

Çünkü o karar, bugün baktığımız yerden bize hiç benzemiyor.

Oysa insan her kararını aynı ruh haliyle vermiyor.

Bazen çok güçlü olduğumuz bir yerden karar veriyoruz, bazen yalnızlığımızdan. Bazen aklımızla, bazen yalnızca içimizdeki bir boşluğu susturmak için.

Ve galiba burada kendimize sormamız gereken soru biraz değişmeli.

“Doğru muydu?” demeden önce,

“O sırada bana ne yapıyordu?” diye sormalıyız.

Çünkü insan bazen kendisine iyi gelmeyen bir şeyi, kendisini daha iyi hissetmek için yapabiliyor.

İlk bakışta tuhaf geliyor.

Ama bedenimize bakınca bunun o kadar da yabancı bir şey olmadığını görüyoruz.

Vücudumuzda bakteriyel bir enfeksiyon olduğunda doktor bize antibiyotik verir. Antibiyotik “iyi” olduğu için değil, doğru mikroorganizmaya karşı işe yaradığı için kullanılır.

Aşıda ise bambaşka bir mekanizma vardır, bağışıklık sistemine bazı durumlarda zayıflatılmış ya da etkisizleştirilmiş bir etkenin güvenli biçimde tanıtılmasıyla bedenin savunma geliştirmesi sağlanır.

Yani iyileşme her zaman dışarıdan bakıldığında “iyi” görünen bir şeyle gerçekleşmez.

Bazen beden, kendisini iyileştirecek şeyi bizim ilk bakışta anlamadığımız bir biçimde kullanır.

Ruhumuz da bundan çok farklı değil belki.

Zor bir dönemden geçen biri, normalde kendi onayından geçmeyecek bir şey yapabilir.

Sonra iyi hisseder.

Bir süreliğine.

Sonra kendine kızar.

“Bu ben değilim.”

Belki de tam olarak mesele budur.

O davranış, onun kimliği değildir. O davranış, o dönemdeki haliyle bir baş etme biçimidir.

Doğru olduğu için değil.

İyi olduğu için de değil.

O an başka türlü baş edemediği için.

Bunu söylemek, her davranışı mazur görmek değil.

İnsanın kendisine zarar veren seçimleri romantikleştirmek hiç değil.

Sadece davranışın arkasındaki ihtiyacı görmeye çalışmak.

Çünkü bazen bir insanın yaptığı şeyden çok, o şeyi yapacak kadar ne yaşadığı önemlidir.

Bir insan neden kendisine ait olmayan bir kapıyı açar?

Belki içeride çok güzel bir şey olduğunu düşündüğü için değil.

Belki dışarıda kalamayacak kadar üşüdüğü için.

Ve biz, sıcacık bir odadan baktığımızda onun neden o kapıyı açtığını anlayamayabiliriz.

İnsanların kararlarını çoğu zaman sonuçlarına bakarak yargılıyoruz.

Oysa kararların bir de verildiği an vardır.

Ve kararın verildiği an ile bizim onu değerlendirdiğimiz an arasında bazen koca bir hayat vardır.

Bugün pişman olduğumuz bir şey, dün bize birkaç saatlik nefes olmuş olabilir.

Bugün “Bunu nasıl yaptım?” dediğimiz bir davranış, o gün “Bari bunu yapayım da biraz iyi hissedeyim,” dediğimiz tek şey olabilir.

İşte insanın kendisine karşı adil olması biraz da burada başlıyor.

Yaptığını inkar etmeden.

Yanlışsa yanlış diyerek.

Ama kendisine de şu soruyu sorarak…

“Ben o gün neyin tedavisini kendi yöntemimle yapmaya çalışıyordum?”

Belki cevap bizi hiç rahatlatmayacak.

Belki yaptığımız şeyi yine doğru bulmayacağız.

Ama kendimizi biraz daha anlayacağız.

Ve bazen insanın ihtiyacı olan şey, yaptığı her şeyi affetmek değil.

Kendisini, neden yaptığını anlayabileceği kadar yakından tanımaktır.

Çünkü bazı hatalarımız karakterimiz değildir.

Bazıları yalnızca içimizdeki bir yerin,
“Burayı iyileştirmeye çalışıyorum,” deme biçimidir.