Son günlerde sosyal medyada dolaşan bir video var, sürüden ayrılan bir penguen, tek başına başka bir yöne doğru yürüyor.

Altına yazılanlar tanıdık…

“İşte bu benim”, “Herkes aynı yoldayken ben kendi yolumu seçerim”, “Özgüven böyle bir şey”.

Görüntü, modern bireyin kendini anlatma arzusuna cuk oturuyor. Ancak bu romantik anlatının ciddi bir sosyolojik problemi var.

Çünkü doğada sürüden ayrılan her canlı “cesur” değildir. Bazen hasta, bazen yönünü kaybetmiş, bazen de hayatta kalma ihtimali düşmüş olandır. Etolojide bunun adı “hayvan deliliği” olarak anılır yani canlıyı hayatta tutan kolektif davranış kalıplarının dışına istemsizce düşmesi.

Sosyal medya ise bunu alıp bir başarı hikayesi, hatta kişisel gelişim mottosu haline getiriyor.

Modern toplumun en büyük yanılgılarından biri, uyumu zayıflık, ayrışmayı güç olarak kodlamasıdır.

Oysa sosyoloji bize şunu söyler; Toplum dediğimiz şey, bireylerin rastgele bir araya gelmesiyle değil, ortak normlar, yazılı olmayan kurallar ve yüzyıllar içinde süzülmüş davranış kodlarıyla ayakta kalır. Bu kodlar kusursuz değildir ama işlevseldir.

Kitlelerin kolektif bilgeliği tam da burada devreye girer.

Kolektif bilgelik, herkesin her konuda haklı olması demek değildir. Aksine, toplumların uzun deneme-yanılma süreçleri sonucunda “en az zarar veren”, “en çok sürdürülebilir” davranış biçimlerini benimsemesi demektir. Trafikte kırmızı ışıkta durmak bireysel özgürlüğün kısıtlanması değil, birlikte yaşayabilmenin ön koşuludur. Aynı şekilde sosyal ilişkilerde, iş hayatında, hatta duygusal bağlarda bile toplumun oluşturduğu görünmez rehberler vardır.

Bugün “sürüden ayrılmak” neredeyse ahlaki bir üstünlük gibi sunuluyor.

Oysa soru şu olmalı!

Neden ayrılıyoruz? Gerçekten daha iyisini bildiğimiz için mi, yoksa topluma uyum sağlamak sabır, emek ve sorumluluk gerektirdiği için mi? Çoğu zaman ayrışma, derin bir özgüvenden değil, tahammülsüzlükten, aidiyet kuramama halinden ya da sürekli “özel” olma baskısından doğuyor.

Topluma uyum sağlamak, kendini yok etmek değildir. Aksine, birey olmanın en olgun hali, kendi sınırlarını toplumun sınırlarıyla müzakere edebilme becerisidir. Sosyolog Emile Durkheim’in dediği gibi, bireyi ayakta tutan şey sadece kendi iradesi değil, onu çevreleyen sosyal bağlardır. Bu bağlar koptuğunda özgürlük değil, çoğu zaman yalnızlık ve savrulma ortaya çıkar.

Elbette toplum eleştirilebilir, değiştirilebilir. Ancak bu, sürüden koparak değil, sürünün içinde kalarak, onu anlayarak ve dönüştürerek olur. Tarihte gerçek dönüşümler, kendini toplumun tamamen dışına atanlardan değil, toplumun dilini bilen ve onunla konuşabilenlerden gelmiştir.

Belki de mesele penguen gibi tek başına yürümek değil ne zaman durulacağını, ne zaman birlikte hareket edileceğini bilmek. Çünkü her ayrışma cesaret değildir. Bazıları sadece yön kaybıdır. Ve her uyum da teslimiyet değildir,bazen sadece akıldır.